10 Aralık 2017 Pazar

KARŞILIKSIZ ÇEK ŞİKAYETİ HAKKINDA GENEL BİLGİ

 Çek Kanunun 5. maddesi gereğince karşılıksız çek suçundan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347. maddesi uygulanır ve dolayısıyla çek hakkında karşılıksız işlem yapıldıktan sonra icra mahkemesine yapılacak şikayetin fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılması gerekmektedir.

6102 S. TTK 796. madde

III - Ödeme için ibraz

1. Genel olarak

(1) Bir çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün; düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse

bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.

(2) Ödeneceği ülkeden başka bir ülkede düzenlenen çek, düzenlenme yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı

kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bakımdan, bir Avrupa ülkesinde düzenlenip de Akdenize sahili

bulunan bir ülkede ödenecek olan ve aynı şekilde Akdenize sahili olan bir ülkede düzenlenip bir Avrupa ülkesinde ödenmesi

gereken çekler aynı kıtada düzenlenmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır.


(3) Birinci ve ikinci fıkralarda yazılı süreler, çekte yazılı olan düzenlenme tarihinin ertesi günü başlar.



İLERİ KEŞİDE TARİHLİ ÇEKLERDE , KEŞİDE TARİHİNDEN ÖNCE ÇEKİN İBRAZI HALİNDE ŞİKAYET TARİHİ

Çek Kanunu geçici madde 3/f.5 hükmü şöyledir: 31/12/2017 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.

31/12/2017 tarihinden sonra, ise Çek Kanunu geçici 3. maddesi değil yine aynı kanunun  3. maddesi uygulanacaktır.

Çek Kanunu'nun 3/f.8 maddesi :  "Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının (eski) Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi (Yeni TTK 795’. madde) uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. " şeklindedir.

Çek Kanunu'nun 3/f.8 maddesi,  düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekler açısından sadece takip yapılabilmesini yasaklamış olup, karşılıksızdır işlemi yapılması, başvuru haklarının kullanılmasını  yasaklayıcı açık bir hüküm koymamıştır. Buna göre düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çek açısından keşide tarihi beklemeksizin şikayet yoluna başvurularak  karşılıksız çek nedeniyle cezalandırma ve keşideciye çek düzenleme yasağı getirilmesini isteyebileyeceği düşünülebilir ise de Çek Kanunun 5/1. maddesi açıkça "üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında," şeklinde düzenleme getirdiğinden karşılıksız çek şikayeti için illaki yeniden "üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazı gerekecek ve suç bu aşamada oluşacağı için şikayet süresi de bu aşamada başlayacaktır.

 Şikayet yeri neresidir?


Çek Kanunu’nun “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesine göre; “Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikayetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür”. Şikayetçi hamile yer konusunda seçim hakkı tanınmış olup, hamilin çeki tahsil etmek üzere ibraz ettiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer veya hesap sahibinin veya kendisinin ikametgahının bulunduğu yer icra mahkemesine şikayetini bildirmesi gerekmektedir.

 Şikayet süresi nedir?

Karşılıksız çek suçunda şikayet süresi, Çek Kanunu m.5/1’in atfı ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.347’ye göre belirlenecektir. “Şikayet süresi” başlıklı İcra ve İflas Kanunu m.347’ye göre; “Bu bapta yer alan fiillerden dolayı şikayet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer”. Kanun koyucu karşılıksız çek suçunun takibini şikayete bağlı tutmuştur. Ancak bu şikayet süresi ile ilgili Türk Ceza Kanunu m.73/1’de yer alan fiilin ve failin kim olduğunun bilindiği veya öğrenildiği günden itibaren başlayacak altı aylık şikayet süresi değil, İcra ve İflas Kanunu m.347’de düzenlenen üç aylık ve her durumda bir yıllık şikayet süresi uygulanacak, şikayet hakkına sahip olan bu süreye riayet etmediği takdirde şikayet hakkı düşecek, yani mahkeme tarafından şikayet hakkının kaybedildiği re’sen dikkate alınacaktır.

Çek şikayetinde aranacak süre; fiilin, yani çekin karşılıksız kaldığının öğrenilmesi ile başlayacak, işin doğası gereği fail durumunda olan keşideci zaten bilineceğinden, “faili bilme” unsuru önem taşımayacaktır. Üç aylık ve bir yıllık sürelerin başlangıcı, öğrenme veya “karşılıksız” işleminin yapılma anından itibaren geçecek üç ay ve bir yılın sonunda bitecektir. Şikayetçi çekin karşılıksız kaldığını öğrendiği anda üç aylık şikayet süresi başlayacak ve bir yılın dolması beklenmeyecektir. Bir yıl, ayrıca bir bilme aranmaksızın şikayet hakkının tükenmesi için öngörülen nihai süredir. Belirtmeliyiz ki; karşılıksız çek keşide etme suçunda bir yıllık süre uzun olup, bu konuda üç veya altı aylık şikayet sürelerinin benimsenmesi daha isabetli olur.

17 Kasım 2017 Cuma

Haciz nedir? Nasıl yapılır? Neler haczedilemez?

Haciz Nedir, Nasıl Yapılır ve Türleri Nelerdir ?

Ödeme emrinin kesinleşmiş olmasına rağmen, borçlu borcunu ödemezse, alacaklı, takibe devam edilmesini yani haciz işleminin gerçekleştirilmesini isteyebilir. Bu talep üzerine icra müdürlüğü borçlunun mallarını haciz eder, satar ve alacaklının alacağını karşılar. Yani bu durumda ortada icra müdürlüğü tarafından yapılan yasal bir el koyma söz konusudur. Bu bahsettiğim husus kesin haciz ile alakalıdır. Geçici haciz farklı bir durum olmakla birlikte kesin haciz ve geçici haciz birbirinden farklıdır. Kesin haciz ödeme emrinin kesinleşmesinden sonra istenebilecek bir haciz türüdür ve satış istenebilir. Ancak geçici hacizde alacaklı satış isteyemeyecektir.
Haciz icra müdürü tarafından yapılır. Fakat icra müdürü haczi yardımcısı ya da katipleri aracılığıyla da yaptırtabilir. Haciz talebi yapıldıktan sonra 3 günlük süre içerisinde icra müdürü, haczi yapmakla yükümlüdür. Resmi tatil günlerinde ve belli koşullar çerçevesinde gece vakti haciz yapılması mümkündür. Haciz borçluya haber verilerek de haber verilmeden de yapılabilir. Borçlunun haberinin olmamasının hiçbir sakıncası bulunmamaktadır. Alacaklı veya vekili haciz mahallinde kilitli yerleri, dolapları açmaya, mallarını göstermeye mecburdur aksi halde icra memuru kolluk marifetiyle zor kullanabilme yetkisine sahiptir. Müdür veya haciz yapan memur haciz edilecek malları tek tek kendisi inceler haciz yapılıp yapılamayacağına dair kararını verir ve mallara uygun bir bedel belirleyerek bu bedeli haciz tutanağına işler. Bazı durumlarda kıymet takdiri düzenlenmesi amacıyla bilirkişiden de yardım alabilir.

Haciz Tutanağı Nedir ? Ne İşe yarar ?

İcra müdürü ya da memurunun yerinde gördüğü ve haczettiği malların ayrıntılı bilgilerini ve kıymet taktirlerini kayıt ettiği tutanağa haciz tutanağı denir. Haczedilebilir hiçbir mal bulunamaması halinde de yine bu tutanağa kayıt düşülür ve ve bu tür bir haciz tutanağı borç ödemeden aciz belgesi niteliğinde olacaktır. Haczedilen malların takip miktarını karşılayamayacak derece az olduğunun belirtildiği bir haciz tutanağı ise geçici aciz belgesi niteliğinde olacaktır. Haciz sırasında hazır bulunmayan alacaklı veya borçluya bu tutanak tebliğe çıkartılır. Üç gün içerisinde alacaklıya veya borçluya  bir diyeceğinin olup olmadığı hususları sorulur. Bu bir davet kağıdıdır ve uygulamada bu davet kağıdının ismi 103 davetiyesidir.

Neler haczedilebilir ? Neler Haczedilemez ?

Bu sorunun cevabı oldukça geniş kapsamlı ve karmaşık olmasına rağmen kısaca özetlemek gerekirse icra takibini kesinleştiren bir alacaklı; borçlunun taşınır mallarının (para, banknot, hamiline ait senet, poliçe vesair cirosu kabil senet veya altın, gümüş ve diğer kıymetli eşyalar) , taşınmaz mallarının (ev, daire, arazi, arsa, bina vs.) , üçüncü kişilerdeki alacaklarının ( bankadaki para, maaş ve ücret haczi, işçilik alacakları vs.) , intifa haklarının ve hisse senetlerinin (şirket payı), yetişmemiş mahsullerinin, haczini isteyebilecektir. 
Haczedilemeyecek mallar ise şu şekilde özetlenebilir;
  1. Devlet malları haczedilemez
  2. Ekonomik faaliyeti, sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayanan borçlunun, mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya haczedilemez.
  3. Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu eşya; aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri haczedilemez
  4. İİK md. 82, I/4 de belirtilen mallar haczedilemez ( Çiftçiler ve bir sanat, meslek sahibi olan kişilerin işini devam etmesini engelleyecek şekilde haciz yapılamaması)
  5. Borçlu ve ailesinin idaresi için gerekli ise borçlunun seçeceği süt veren bir ineği ya da mandası veya 3 koyunu veya keçisi ve bunların 3 aylık yemi haczedilemez
  6. Borçlu ve ailesinin 2 aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu  çiftçi ise gelecek mahsul için gerekli olan tohumluğu haczedilemez.
  7. Borçlu bağ bahçe işleriyle ilgileniyorsa ailesinin geçimini sağladığı alet edavat ve ürün haczedilemez.
  8. Memleketin Ordu ve zabıta hizmetlerinden malul olanlara bağlanan emekli maaşları haczedilemez.
  9. Bir yardımlaşma sandığı ve derneği tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar haczedilemez.
  10. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak zarar görenin kendisine ya da ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi gereken paralar haczedilemez.
  11. Borçlunun haline münasip evi haczedilemez.
  12. Öğrenci bursları haczedilemez,
  13. Maaşta borçlunun kendisi ve ailesinin geçinmeleri için gerekli olan kısım haczedilemez.

Vasiyetname-Vasiyetname düzenleme ve şekilleri-Vasiyetnamenin tenfizi

VASİYETNAMENİN TENFİZİ-YERİNE GETİRİLMESİ
 
Vasiyetname kişilerin lümlerinden sonrasında sahip bulundukları mallar üzerinde ölümlerinden sonra hüküm ifade etmek üzere yaptıkları tasarrufi işlemlerdir.Kişi yapacağı vasiyetname ile malının ne şekilde kulanılması gerektiği, kime ait olması gerektiğine karar vermektedir.
Bu hali ile vasiye ölüme bağlı tasarruflardandır. Ölüme bağlı tasarruf iki şekilde yapılabilir. Biri vasiyet, diğeri miras sözleşmesidir.(MK.514).
Her irade beyanının kanuna, ahlaka ve adaba aykırı olmaması gerekir.Vasiyetname ile de kanuna, ahlaka ve adaba aykırı hususlar düzenlenemez.
VASİYETNAME-TÜRLERİ VE ŞEKİLLERİ
Vasiyetname türleri, resmi vasiyetname, el yazısı  ile yapılan vasiyetname ve sözlü vasiyetname olarak ayrılmaktadır.
a) Resmi vasiyetname:  Miras bırakan, yapmak istediği işlemi-iradesini resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için miras bırakana verir. Vasiyetname, miras bırakan tarafından okunup imzalanır.Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra miras bırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir. Miras bırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine miras bırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Bu durumda tanıklar, hem miras bırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından miras bırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.
b) El yazısı vasiyetname: Baştan sona bizzat vasiyetçinin el yazısı ile yazılmış ve el ile imza edilmiş, düzenleme yeri ve tarihi belirtilmiş vasiyetnamedir (MK.538).El yazılı vasiyetname açık yada kapalı bir şekilde Notere yada Sulh Hakimliğine muhafaza için bırakılabilir.
c) Sözlü vasiyetname: Belirli bir takım şartlar altında yapılabilen istisnai nitelikte  vasiyetnamedir.Resmi yada el yazısı ile vasiyetnamenin düzenlenmesinin mümkün olmadığı hallerde bu yöntem kullanılabilir.
Yakın ölüm tehlikesi, bulaşıcı hastalık, deprem, yangın, savaş gibi olağanüstü hallerde vasiyetçi resmi yada kendi el yazısı ile vasiyetname düzenleyemeyecek halde ise iki tanık huzurunda sözlü olarak vasiyette bulunabilir. Buna sözlü vasiyet denir. Bu halde tanıkların en kısa sürede durumu açıklayan bir tutanak düzenleyerek hakime başvurmaları gerekir (MK.539 vd.).
VASİYETNAME YAPABİLME EHLİYETİ
Bir kimsenin vasiyetname yapabilmesi için 15 yaşını bitirmiş olması ve ayırt etme gücüne (temyiz kudretine) sahip olması gerekir (MK.502). Ayırt etme gücüne sahip olan ve 15 yaşını doldurmuş olan kimsenin hacir altına alınmış olması, vasiyetname yapma ehliyetini engellemez.Vasiyet yapmak hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Vekil, veli, vasi veya kayyım vasıstası ile yapılması mümkün değildir.
VASİYETTEN DÖNÜLMESİ
Yeni vasiyetname ile
Miras bırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir.
Yok etme ile
Miras bırakan, yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.
Kaza sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme hakkı saklıdır.
Vasiyet edilen malın terekeden çıkarılmış olması
Muris, vasiyet ettiği belirli malı (taşınmazı) elinden çıkarmış, satmış ise vasiyetten vazgeçtiği farzolunur.Mirasın açıldığı zaman bellirli mal yok olmuşsa, aksine vasiyetnamede hüküm yok ise, bu mükellefiyeti yerine getirmekle görevli mirasçı veya mirasçılar borcundan kurtulur.
Sonraki tasarruflar
Miras bırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa, kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça, sonraki vasiyetname onun yerini alır.
Belirli mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe, miras bırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar.
VASİYETNAMENİN AÇILMASI
Vasiyetnameyi düzenleyen ve saklayan daire vasiyet edenin ölüm sonrasında evrakı sulh hakimine vermekle yükümlüdür (MK.595/2,537).
Sulh hakimine verildiği günden itibaren en geç bir ay içinde, vasiyetnamenin sulh mahkemesince açılması gerekir (MK.596).
Vasiyetnamenin açılacağı gün mirasçılara ve diğer ilgililere tebligat çıkarılarak davet edilir. Davete rağmen hiç kimse gelmemiş olsa bile vasiyetname açılır. Sulh hakimi vasiyetnameyi açıp okur ve durumu tespit eden bir tutanak düzenlenir. Hakim, katip ve hazır olan ilgililer tarafından imzalanır (İlgili Tüzük md.36).
MİRASÇI ATAMA
Miras bırakanın vasiyetname düzenleyerek kanuni mirasçılarına ek olarak yada bunlardan gayrı olarak başka kimseleri de kendisine mirasçı atamasına mirasçı nasbı denmektedir (MK.516). Bir kimse isterse gerçek, isterse bir tüzel kişiyi mirasçı atayabilir. Devlet de mirasçı olarak gösterilebilir. Kanuni mirasçılar da kanuni miras paylarına ek olarak vasiyetname ile mirasçı atanabilir. Birden çok kişinin mirasçı atanması mümkündür. Mirasçı atama bedelli veya bedelsiz olabilir. Bedelli mirasçı atanmasının miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekir.Mirasçı atanan kişi ölenin külli halefidir. Mirasbırakanın (murisin) ölümü anında mülkiyeti tescilsiz olarak kazanmış sayılır. Bu hali ile kanuni mirasçılardan bir farkı yoktur (MK.599).
a) Mirasçı Atanan Kişilere (Mansup Mirasçılara) Mirasçılık Belgesi Verilmesi
Vasiyetnamede mirasçı atanmış olup da hakları kanuni mirasçılar ve diğer ilgililer tarafından itiraza uğramamış olan kimseler, itiraz için yapılan tebliğ gününden itibaren bir ay geçtikten sonra mirasçılık sıfatları hakkında kendilerine atanmış mirasçı olduklarını gösterir resmi bir belge verilmesini sulh hakiminden isteyebilirler (MK.598). Vasiyetnameye itiraz olması halinde bu belge verilmeyip bu davaların sonuçlanması beklenir.(Vasiyetnamenin iptali, tenkisi gibi)
b) Kanuni Mirasçılara Verilecek Mirasçılık Belgesi
Vasiyetnamenin açılmasından sonra talep halinde kanuni mirasçılara mirasçılık belgesi (veraset senedi) verilir. Mirasçılık belgesinde kanuni mirasçılarla beraber vasiyetnameden de söz edilerek atanmış mirasçının da gösterilmesi gerekir.
BELİRLİ MAL BIRAKMA (MUAYYEN MAL) VASİYETİ
Belirli mal bırakma, mirasbırakanın belli bir mal veya hakkı vasiyetname ile bir başkasına bırakmasıdır (MK.517). Belli mal vasiyeti, gerçek ve tüzel kişilere hatta tüzel kişilikleri olmamasına rağmen bir amaç etrafında toplanan ve birleşen insan topluluğuna da yapılabilir (MK.577). Ancak, hayvanlara, diğer canlı ve cansız varlıklara mal vasiyeti yapılamaz. Vasiyetnamede bu yönde bir arzu varsa bu mirasçılara yüklenmiş bir yükümlülük sayılır.  Belirli mal bırakma, birden çok kişiye yapılıp da payları belirtilmemişse payların eşit olduğu kabul edilir. Belirli mal bırakmanın geçerli olabilmesi için, vasiyetnamede öngörülen malın ve bırakıldığı kişinin belli olması veya hiç değilse belli edilebilir olması gerekir. Eğer vasiyetin konusu ve bırakıldığı kişi belli değilse ve belli edilemiyorsa vasiyet geçersiz olur.
Vasiyet edilen belirli mal, miras açıldığı zaman terekede çıkmazsa aksi vasiyetnameden anlaşılmadıkça mirasçıların ifa (yerine getirme) borcu ortadan kalkar. Ancak vasiyetçi terekesinde olmamakla birlikte mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından satın alınacak belli bir malı da birine vasiyet edebilir.Kişiye münhasır ve ölümle sona erecek bulunan haklar vasiyet edilemez.(intifa hakkı gibi) Bu halde bu vasiyet yok sayılırı.
Vasiyet eden vasiyet ettiği şeyin cinsini ve diğer niteliklerini belirttiği halde bunlardan bir veya bir kaçını seçmek hakkını, lehine vasiyet yapılan kişiye bırakabilir.
Vasiyetçi vasiyetname ile belli bir alacağından vazgeçebilir. Bu halde alacak için ipotek tesis edilmiş ise borçtan kurtulan borçlu vasiyetnameye istinaden ipoteğin terkinini-kaldırılmasını isteyebilir. Vasiyetçi birinden olan ipotekli alacağını bir başkasına temlik de edebilir. Böyle bir halde ise, borçlunun muvafakatına lüzum olmaksızın vasiyetnameye istinaden ipotek alacağı lehine vasiyet edilenin istemi üzerine temlik edilir. 
Vasiyet eden mallarının tümü veya bir bölümü üzerinde mirasçılarından birine veya bir kaçına veya üçüncü bir kişiye intifa hakkı da tanıyabilir. Vasiyet eden vasiyetname ile oturma(sükna) hakkı, üst hakkı, geçit hakkı, kaynak hakkı, taşınmaz yükü (gayrimenkul mükellefiyeti) gibi her nevi ayni hakkı vasiyet edebilir. Eğer kendisi veya kendisinin sahibi olduğu bir taşınmaz lehine bu haklar varsa vasiyetname ile bu haklarından feragat da edebilir. Devri mümkün olanları başkasına devredebilir. 
VASİYETNAME İLE VAKIF KURULMASI 
Bir kimse, mal varlığının tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü ölüme bağlı tasarrufla vakfedebilir (MK.526). Ancak vakfedilen mallar vasiyetnamenin açılması ile vakfın mülkiyetine geçmez. Zira kurulmak istenen vakıf henüz tüzel kişilik kazanmamıştır. Vakıf ancak vakfedenin ikametgahının bulunduğu asliye hukuk mahkemesince tescil edilince tüzel kişilik kazanır ve vakfedilen malları tescilsiz iktisap etmiş sayılır. Vakfın mahkemedeki sicile tescilini mirasçıların veya vasiyeti yerine getirme görevlisinin istemesi gerekir. Bunlar tescil talebinde bulunmazsa Vakıflar Genel Müdürlüğü vakfın tescilini yaptırır. Vakfa tahsis edilen gayrimenkul ve ayni hakların tescili ise mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından vasiyetnamenin onaylı örneği eklenerek tapu sicil müdürlüğünden istenebilir. Tüzel kişilik kazanan vakfında tescil talebinde bulunması mümkündür. Ancak bu isteme vasiyetnamenin onaylı örneği ve tenfiz kararının eklenmesi gerekir. Ayrıca Tapu Sicil Tüzüğünün 21/b maddesinde hakim tarafından tapu sicil müdürlüğüne tescil için bir yazı yazılması aranmıştır.
İKAMELİ (ALTERNATİFLİ) VASİYETLER
a) Yedek Mirasçı Atama: Vasiyet eden kimse yararına vasiyet yaptığı kişinin, kendisinden önce ölmesi veya mirasçıları veya lehine vasiyet yaptığı kişi tarafından mirası reddedilmesi halinde miras ya da vasiyet olunan belli mal kendilerine intikal etmek üzere bir veya birkaç kişiyi yedek mirasçı atayabilir (MK.520). Buna adi (basit) ikame denir.
b)Mirasçı Nasbı- Artmirasçı (Adaymirasçı) Atama: Vasiyet eden kimse önmirasçı atadığı kişiye mirası üçüncü kişiye nakletmek yükümlülüğünü yükleyebilir (MK.521). Buna da fevkalade ikame denir. Bu yolla vasiyet eden, ilerde evlenecek olan çocuğundan olacak torununa bir mirasının aynen nakledilmesini sağlayabilir. Bu halde nakil ile yükümlü tutulana önmirasçı, ilerde doğması muhtemel toruna ise aday ya da artmirasçı denir. Tapu sicil müdürlüğünce vasiyet olunan şey veya miras payı önmirasçı adına intikalen tescil edilmekle beraber, Tapu kütüğünün beyanlar hanesine aşağıdaki şekilde belirtme yapılmalıdır (TST.56, MK.1010).
Bu şerh temlik hakkını yasaklamaz. Şerhin terkini, artmirasçının mirası iktisap etmesi veya iktisap edemeyeceğinin kanıtlanması ile olur.
TASARRUF EDİLEBİLİR KISMIN AŞILMIŞ OLMASI-TASARRUF NİSABININ AŞILMASI
Medeni Kanunun 506 maddesinde, kanuni mirasçılar için ayrı ayrı saklı pay (mahfuz, verilmesi mecburi hisseler) öngörülmüştür. Vasiyet eden ancak bu paylardan arta kalan kısmı vasiyetname yolu ile başkalarına bırakabilir. Yani, bir kimsenin “...bütün malvarlığımı şuna vasiyet ediyorum” şeklindeki vasiyeti mahfuz hisseleri aşan kısmı için geçerli sayılır. Kanuni mirasçıların saklı paylarının vasiyet yolu ile yok edilmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak saklı paylar ihlal edilmiş olsa dahi bunu aramak tapu müdürlüğünün görevi değildir. Saklı payı ihlal edilen mirasçıların dava açmaları gerekir.   
VASİYETNAMEDE MÜKELLEFİYET VE ŞART BULUNMASI
Vasiyet eden vasiyetnamesinde bazı mükellefiyet ve şartlar öngörebilir. Mükellefiyet, vasiyet edenin, mirasçılarına bir şey yapmak veya yapmamak görevini yükleyen emir ve arzusudur. Vasiyet edenin ölümünden sonra yalısının bahçesine heykel ve büstünün dikilmesini, yazdığı şiirlerin yayınlanmasını, mezarının konağının bahçesine kazılmasını, kendisine çok gösterişli bir cenaze töreni yapılmasını mükellefiyet olarak mirasçılarına yüklemesi mümkündür.
“Şart ise, olup olmayacağı ve ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bir olaydır. Şart taliki (geciktirici) veya infisahi (bozucu) olur. Vasiyet eden oğlunun ancak okuyup üniversiteyi bitirmesi halinde belli bir malı alabileceğini vasiyet etmişse bu geciktirici şarttır. Yok eğer vasiyet eden oğluna bıraktığı dairenin oğlu üniversiteyi bitirememesi halinde geri alınacağını vasiyet etmişse bu, vasiyeti bozucu şarttır. Vasiyetnameyi infaz edecek olan tapu müdürü mükellefiyetin yerine getirilip getirilmediğini veya şartın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunu aramaz. Bunu arayacak ve bu konuda karar verecek olan vasiyetnameyi açan hakimdir. Taliki (geciktirici) şarta bağlı vasiyetlerde hakimin derhal tenfiz kararı vermemesi şartın gerçekleşmesini beklemesi gerekir. Ancak şart gerçekleşmemiş olsa dahi mahkemece vasiyetnamenin tenfizine karar verilmişse tapu müdürü bu tenfiz kararına istinaden tescili yapar.Tapu Sicil Tüzüğüne göre vasiyetnamede yer alan mükellefiyet ve şartların tapu kütüğüne yazılması da mümkün değildir (TST.11/2). Zira bu mükellefiyet ve şartlar vasiyet eden ile vasiyet olunan şahıslar arasında bir iç münasebettir (TKGM. Talimat). Ancak hakim tenfiz kararında mükellefiyet veya şartın tapu kütüğüne yazılmasına her nasılsa karar vermiş ise anayasa gereği bu karara uymak zaruridir (Any.138). Vasiyetnamede bozucu şart bulunması halinde dahi vasiyetnamenin tenfizine karar verilmiş ise tapu müdürü tescil işlemini yapar. Vasiyeti bozucu şartın sonradan gerçekleşmesi halinde vasiyet geçersiz ve bu nedenle yapılan tescil yolsuz tescil haline gelmekle beraber, tapu müdürünün bu tescili iptal yetkisi ve imkanı yoktur. İlgililerin bozucu şartın gerçekleştiğini kanıtlayarak mahkemeden tapu iptal kararı getirmeleri gerekir.Vasiyet eden vasiyet ettiği malın vasiyet alacaklısı (musaleh) adına tescilini belli bir olayın gerçekleşmesine tabi tutmuşsa “taliki” yani “geciktirici” şartan söz edilir. Geciktirici şart gerçekleşinceye kadar vasiyet edilen belli mal vasiyet alacaklısı adına tescil edilmez diğer mirasçılar adına intikal ettirilebilir. Ancak ilerde şert gerçekleşirse vasiyet alacaklısı adına tescil yapılabilir. Belli bir olayın gerçekleşmesi halinde vasiyet edilen şeyin vasiyet alacaklısından geri alınacağı yönündeki şart ise “infisahi” yani “bozucu” şarttır. Gerçekleşmesi şüpheli belli olay gerçekleşirse vasiyet edilen malın vasiyet alacaklısından alınması gerekir ki, tescil yapılmışsa ancak tapu iptal davası ile bu sonuca ulaşılabilir. Bu davayı açacak olanlarda mirasçılardır 
VASİYETİ YERİNE GETİRME GÖREVLİSİ (Tenfiz Memuru)
Vasiyeti yerine getirme görevlisi (MK.550), vasiyetçinin son arzularını yerine getirmek, mirasın ölüme bağlı tasarruf ve kanun hükümlerine göre intikalini, vasiyet ve mükellefiyetlerin yerine getirilmesini sağlamak üzere mirasbırakan tarafından atanan kimsedir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi ancak vasiyetnameyle ve mirasbırakan tarafından atanabilir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi bir veya daha çok kişi olabilir. Vasiyetçi vasiyeti yerine getirme görevlisini bizzat seçmeyip de bu görevi başkasına da bırakabilir. Vasiyeti yerine getirme görevlisinin işi kabul etmemesi, yetkilerini kötüye kullanması veya ölümü hallerinde sulh mahkemesi gerekli önlemleri alır.Vasiyeti yerine getirme görevlisi, mirasın intikalini, taksimini belirli mal bırakma vasiyetlerinin yerine getirilmesini (tescil edilmesini) sağlamakla görevli ve yetkilidir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi terekedeki malları satabilir. Taşınmazlar üzerinde her çeşit sınırlı ayni hak tesis ve terkinine müsaade edebilir. Terekedeki alacakları tahsil eder, borçları ödeyebilir. Mirasın taksimini isteyebilir. Mirasçılarla taksim sözleşmesi yapabilir. Akla gelen her çeşit tasarruf işleminde bulunabilir. Ne var ki, vasiyette açık hüküm olmaz ise yukarıda sayılan işlemleri yapamaz. Vasiyeti yerine getirme görevlisinin yetkilerinde tereddüt halinde mirasbırakanın vasiyetnamedeki irade beyanına bakılır. Gerekirse vasiyetnameyi açan sulh hakimliği ile yazışma yapılır.Vasiyeti yerine getirme görevlisi, yukarıda belirtildiği gibi borçları ödeyebilmek için terekedeki bir taşınmazı satabilir, alıcı adına tescilini isteyebilir. Ancak bunun için öncelikle taşınmazın mirasçılar adına tescil ettirilmesi gerekir.Vasiyeti yerine getirme görevlisi, mirasbırakan, mirasçılar ve terekenin temsilcisi gibidir.
TENFİZ KARARI
Noterler vasiyetname düzenledikten sonra, bu durumu vasiyet edenin nüfus kütüğüne şerh verilmek üzere ilgili nüfus müdürlüğünü haberdar ederler. İşte uygulamada genelde nüfus müdürlüklerinin ihbarı üzerine sulh hakimleri vasiyetnamenin varlığından haberdar olmaktadır. Sulh mahkemesi her nasılsa vasiyetname varlığından haberdar olunca bunun bir örneğini düzenleyen noterden ister. Sonra tahmin edilen tüm mirasçılara tebligat çıkararak vasiyetnamenin açılacağı günü bildirir. Belirtilen günde vasiyetname açılır. İlgililer itiraz etmezlerse veya itiraz ve davaları sonuçlanınca, mahkemece “vasiyetnamenin açılıp okunmuş sayılmasına, isteyen mirasçılara mirasçılık belgesi verilmesine” karar verilir 
Kanun yolları açık ve temyizi kabil olmak üzere verildiğinden bu kararın kesinleşmesi gerekir.Tenfizine veya uygulanmasına tabirleri geçmese dahi vasiyetnamenin açılıp okunmuş ve tüm mirasçılar tarafından itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olsa dahi bu itiraz ve davalar sonuçlanmış olduğu kararda belirtiliyorsa, bu karar bir tenfiz kararıdır ve uygulanabilir. Zira isteyenlere mirasçılık belgesi verilmesine denmiş olması da bu kanıyı güçlendirmektedir
VASİYETNAMEYE GÖRE TAPUYA TESCİLİN YAPILMASI
Vasiyetnamenin tenfizine karar verilerek bu karar kesinleştikten sonra, isteyen kanuni ve atanmış mirasçılara mahkemece atanmış mirasçı olduklarını gösterir bir belge (mirasçılık belgesi) verilir.
a) Kanuni Mirasçıların Tescil Talebi:
Kanuni mirasçılar vasiyetnamenin açılıp okunmasına ve tenfizine karar verilip de bu karar kesinleştikten sonra hakimden mirasçılık belgesi isteyebilirler. Kanuni mirasçılara verilecek bu veraset senedinde varsa atanmış mirasçının ismine de yer verilmektedir. Zira, atanmış mirasçı da vasiyet edilen oran dahilinde terekenin mirasçısıdır. Bu hali ile vasiyet alacaklısı olan kanuni mirasçı aldığı veraset ilamı ile Tapu Sicil Müdürlüğünden intikal işlemi yapılamsını isteyebilir.Bu intikal işlemi ile taşınamz mülkiyeti verasette iştirak şekilde gerçekleşir.Taraflar arasında iştirak hükümleri uygulanır.
b) Atanmış (Mansup) Mirasçıların Tescil Talebi
Vasiyetname ile atanmış mirasçılarda vasiyetin tenfizine karar verildikten sonra hakimden kendilerine mirasçı olduklarını gösterir veraset senedi verilmesini isteyebilirler. Atanmış mirasçı bir veya birden çok kişi olabilir. Bu nedenle her biri ayrı ayrı veraset senedi isteme yetkisine sahiptir. Atanmış mirasçı veraset senedini aldıktan sonra artık kanuni mirasçıdan bir farkı yoktur. Tek başına tapu sicil müdürlüğüne müracaat ederek mirasın intikali talebinde bulunabilir. Böyle bir halde tapu sicil müdürlüğü atanmış mirasçının getirdiği mirasçılık belgesindeki, kanuni ve atanmış mirasçıların tümünün adına intikal işlemini yapar. Bu intikal işlemi kural olarak iştirak halinde mülkiyet olarak tescil edilir. Ancak veraset senedinde isimleri geçen tüm mirasçıların (kanuni veya atanmış) veya yetkili temsilcilerinin talebi halinde doğrudan müşterek mülkiyet esasına göre de intikalin (mirasın) tescili yapılabilir. Atanmış mirasçıların intikal talebinde veraset senedi dışında ayrıca vasiyetnamenin örneğini veya hakimin tenfiz kararını veya tescil yazısını aramaya gerek yoktur (TST.21/a). Sadece veraset senedi getirilmiş olması yeterlidir.  
c) Lehine Belli Bir Mal Vasiyet Edilen Adına Tescil Talebi:
Lehine belli bir mal vasiyet edilene veraset senedi verilmez. Zira bu kimse terekenin belli bir oranının mirasçısı değil, belli bir mal kendisine bırakılacak kimsedir. Bu kimse mirasçılara ve terekeye karşı bir alacak hakkına sahiptir, bu nedenle kendisine musaleh yada vasiyet alacaklısı denmektedir. Vasiyetnamenin tenfizine karar verildikten sonra diğer mirasçılara veraset senedi verildiği halde kendisine belli bir mal vasiyet edilene veraset senedi bu nedenle verilmemektedir. Elinde veraset senedi olmadığı için kural olarak bu kimse (vasiyet alacaklısı) kendisine vasiyet edilen şeyin kendisi adına tescil ettirilmesini mirasçılardan veya varsa vasiyeti yerine getirme görevlisinden isteyecektir. 
1) Vasiyet Alacaklısı Adına Tescilin Mirasçılarca İstenmesi:
Mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi veraset senedi, vasiyetnamenin onaylı örneği ve tenfiz kararına istinaden doğrudan bu belli malı vasiyet alacaklısı adına tescil ettirebilirler. Bu durum tescilsiz tasarruf edememe kuralının (ölüme bağlı tasarrufta bulunanın iradesine saygı gereği) bir istisnasını teşkil eder (MK.705/2) Böyle bir halde mirasçılar ve vasiyet alacaklısının talebi tescil istem belgesine yazıldıktan sonra mirasbırakanın adı (eğer bundan önce mirasçılar adlarına burayı da intikal ettirmişlerse mirasçıların adı) terkin edilerek vasiyet alacaklısı adına tescil işlemi yapılır.  
2) Vasiyet Alacaklısı Adına Tescilin Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisince İstenmesi:
Vasiyetname ile vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmış ise, vasiyet edilen bu belli malı vasiyeti yerine getirme görevlisi de kendisine belli bir mal bırakılan miras alacaklısı adına tescil ettirebilir. Bunun için vasiyeti yerine getirme görevlisinin vasiyetnamenin onaylı örneğini ibraz etmesi gerekir. Ancak tescil için hakimin yazısını aramaya gerek yoktur. Zira vasiyeti yerine getirme görevlisi mirasçıların ve terekenin temsilcisidir. Bunun üzerine, vasiyeti yerine getirme görevlisinin talebi tapu sicil müdürlüğünce tescil istem belgesine geçirilir ve yakarıda izah edildiği şekilde tescil yapılır. Ancak ödenmesi gereken harcın mükellefi vasiyet alacaklısı olduğundan harç tahakkukunun vasiyet alacaklısı adına yapılması gerekir. Vasiyetnamede açıkça öngörülmediği sürece bu harcın terekeden karşılanması mümkün değildir.  
3) Vasiyet Alacaklısının Kendisinin Tescil İstemi:
Mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi vasiyet alacaklısı adına belli mir malı tescil ettirmekten kaçınıyor ise vasiyet alacaklısının vasiyetnamenin tenfizine karar veren mahkemeye müracaat ederek vasiyetnamede kendisine bırakılan belli malın adına tesciline yönelik yazı yazılmasını istemesi gerekir. Hakim böyle bir yazıyı işin daha en başında vasiyetnamenin tenfizine karar verdiği zaman dahi vasiyet alacaklısına verebilir.
Lehine belli bir mal vasiyet edilen kimse işte hakim tarafından tescil için yazılan bu yazı ile birlikte tenfiz kararı ve vasiyetnamenin onaylı bir örneğini de alarak ilgili tapu sicil müdürlüğüne müracaat etmelidir. Bu müracaat müdürlükte tescil istem belgesine geçirilir ve yukarıda izah edildiği şekilde tescil işlemi vasiyet alacaklısı adına yapılır. 
Bu konuda uygulamada önemli bir sorun vardır: Vasiyetin tenfizine karar verdikten sonra hakimler vasiyet edilen belli malın vasiyet alacaklısı adına tesciline yönelik yazı yazmaktan kaçınmaktadırlar. Oysa, Tapu Sicil Tüzüğünün 21/b maddesi tapu sicil müdürünün tescil yapabilmesi için hakim tarafından yazılmış böyle bir yazıyı aramasını öngörmüştür. Medeni Kanunun 600. Maddesine göre kendisine belli bir mal vasiyet edilen kimse ölümle beraber mülkiyet hakkını tescilsiz kazanmaz. Onun hakkı sadece bu malın mülkiyetinin adına tescil ettirilmesini talep hakkından ibarettir. Bu nedenle vasiyet alacaklısı mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisinden bu malın mülkiyetini adına tescil ettirmelerini ister, onlar bundan kaçınırlarsa vasiyetnamenin tenfizine karar veren mahkemeye başvurarak adına tescil için kendisine bir yazı verilmesini talep edecek ve bu yazı ile tapu müdürlüğüne başvuracaktır. Vasiyetin tenfizine karar verilmiş olması Medeni Kanunun 600. Maddesi karşısında belli malın vasiyet alacaklısı adına tescili anlamına gelmez. Mahkemenin bir yazı ile bu hususu da bildirmesi zaruridir. Mahkeme böyle bir yazıyı yazmaktan kaçınırsa vasiyet alacaklısının belli malın adına tescili için mirasçılara karşı tapu iptal (miras sebebiyle istihkak) davası açması gerekecektir
MÜLKİYET DIŞINDAKİ AYNİ HAKLARIN VASİYET EDİLMİŞ OLMASI
Yukarıda da izah edildiği gibi mülkiyet dışındaki sınırlı ayni hakların tesis, terkin veya temlikinin dahi vasiyet edilmesi mümkündür. Vasiyetnamede böyle bir hüküm bulunması halinde bu belirli mal bırakma vasiyeti kabul edilir.Vasiyet eden kendi taşınmazı üzerinde bir kimse lehine intifa ve oturma (sükna) gibi haklar verilmesini vasiyet etmiş ise bu haklar mirasçıların, vasiyeti yerine getirme görevlisinin veya lehine vasiyet edilenin yukarıdaki esaslara göre yapacakları talep üzerine tesis edilebilir. Kaynak, geçit üst hakkı gibi haklar vasiyet edilmiş olup da bu hakların tesisi için harita (değişiklik beyannamesi) düzenlenmesi ve belediye encümen veya il idare kurulu kararı alınması gerekiyorsa bu eksikliklerin tamamlanması gerekir. Mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi bu eksiklikleri tamamlatmaktan kaçınırlarsa vasiyet alacaklısı vasiyetin tenfizine karar veren mahkemeye müracaat etmesi gerekir. Vasiyet eden başkasının taşınmaz malı üzerinde kendisi lehine bulunan ipotek, intifa, satış vaadi şufa gibi bir hakkın terkinini de vasiyet edebilir.  
VASİYET EDİLEN BELLİ MALIN İŞTİRAK HALİNDE OLMASI
Belli mal vasiyetinde vasiyet edilen mal, mirasbırakanın kendisi ile berabar başkaları adına iştirak halinde kayıtlı ise, iştirak hali bozulmadan vasiyet alacaklısı iştirake dahil edilebilir. Bunun için, tüm iştirakçilerin adı terkin edilerek yeniden iştirak halinde tescil yapılır. Ancak bu yeni iştirak halinde vasiyet edenin ismi yerine vasiyet alacaklısının ismi yazılarak, edinme sebebine “vasiyetin tenfizi” denir. Diğer iştirakçilerin kayıtları ise eski yevmiyeleri ile aynen bu iştirak ortak parantezine aktarılır. Kısacası, bir hissenin vasiyet edilmiş olması iştirak halini bozan bir sebep değildir. 
VASİYETNAMEDE VASİYET EDİLEN MALIN TAM TARİF EDİLMEMESİ
Vasiyetnamede vasiyet edilen malın tam olarak tarif edilmiş olması gerekir. Zaten bu nedenle buna belli mal vasiyeti denmektedir. Ancak çoğu kez vasiyet eden kişiler, tapu-kadastro ve hukuk bilgisinden yoksun kişilerdir. Bu nedenle bir gayrimenkulü veya ayni bir hakkı bizim aradığımız anlamda mahalle/köy, ada, parsel numaraları ile tarif edemezler. Esas itibariyle vasiyetnamenin tenfizine karar veren mahkemenin vasiyetnamede anlatılmak istenen gayrimenkul veya ayni hakkı gerekirse tapu araştırması yaparak netleştirmesi gerekir. Mahkemenin tenfiz kararında böyle bir açıklık yoksa tapu sicil müdürlüğü vasiyetnamedeki tabirlere göre bir inceleme yapar, gerekirse kadastro müdürlüğünden de bilgi alarak vasiyetnameyi infaz edebilir.  Vasiyet edilen belli malın ada ve parsel numarası vasiyet tarihinden sonraki işlemlerle (imar uygulaması, kadastro geçmesi, toplulaştırma gibi) değişmişse ve hangi parsele revizyon gördüğü belirlenebiliyorsa yine vasiyetin infazı mümkündür. Müstakil olan tarla bu işlemler sonucu şüyulanarak hisseli hale gelmiş ise vasiyet edene isabet eden hisse için vasiyet uygulanabilir.
Ancak tüm araştırmalara rağmen vasiyet edilen mal tapuda belirlenemiyorsa mahkemenin tenfiz kararının bu açıdan tavzih edilmesi gerektiği ilgililere bildirilmelidir.
VASİYETİN İNFAZININ İFRAZI GEREKTİRMESİ
Bazen vasiyetnamenin infazı bir gayrimenkulün iki veya daha çok parçaya ayrılmasını gerektirebilir.vasiyet eden kendisine ait 10 dönümlük bir tarlanın 5 dönümünü birine, 3 dönümünü birine bırakabilir. Mahkeme tenfiz kararı verirken bu hususu dikkate alarak teknik bilirkişiye bir kroki hazırlatması gerekir. Böyle bir kroki hazırlanmış ise kadastro müdürlüğünce gerekli teknik kontrollerden sonra vasiyet infaz edilerek anılan kısımdaki 10 dönüm vasiyet edilen adına, kalan kısmı ise ayrı bir parsel numarası altında veraset senedindeki mirasçıları adına tescil edilir.Mahkemece böyle bir kroki tenfiz kararına eklenmemiş ise ve tarafların tavzih talebi de reddedilir ise, mirasçıların vasiyet alacaklısının uygun talebi alınarak (10 dönüm gayrimenkulün tüm yüzölçümüne orantılanarak 10/45 gibi) hisseli olarak vasiyetin infazı yapılır. Taraflar buna razı olmazlarsa vasiyetin infazı talebi reddedilir“...’da kain gayrimenkulümün yarısını vasiyet ediyorum” şeklindeki bir vasiyet mahkemece ifraz krokisi eklenmemiş ise yukarıda belirtildiği şekilde hisseli olarak infaz edilir. Yine vasiyet eden ifrazı açıkça öngörmüş olsa dahi imar mevzuatına göre gayrimenkulün ifrazı mümkün değilse hisseli olarak tescil yapılır.Şunu da önemle belirtelim ki, vasiyettin uygulanması nedeniyle hisseli tescil özünde bir miras intikali sayıldığından hisseli devir yasağına girmez.
TEDARİK VASİYETİNİN İNFAZI
Vasiyet eden kendisinin olmayan bir malın karşılığı terekesinden ödenmek suretiyle temin edilerek bir kimseye verilmesini de vasiyet edebilir. Buna tedarik vasiyeti denmektedir. Bu halde mirasçıların veya vasiyeti yerine getirme görevlisinin bedelini terekeden karşılayarak o malı tedarik etmesi ve vasiyet alacaklısı adına tescil ettirmesi gerekir. Tedarik vasiyetinin konusu bir gayrimenkulün alınması ise, düzenlenecek satınalma (tedarik) resmi senedine mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi ile beraber vasiyet alacaklısının da alıcı sıfatıyla katılması gerekir. Burada mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi vasiyet alacaklısının temsilcisi gibidir. Resmi senette vasiyetnameden söz edilerek tedarik edilen gayrimenkulün vasiyet alacaklısının adına tescili mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından istenmeli ve vasiyet alacaklısı da bu hususu kabul etmelidir. Ancak bedeli doğrudan terekeden karşılanarak (mirasçılar veya vasiyeti yerine getirme görevlisi akde katılmadan) alıcı olarak vasiyet alacaklısının işlem yaptırmasında da bir sakınca yoktur. Fakat ilerideki ihtilafların çözümü açısından vasiyetnameye istinaden bedelin terekeden karşılandığının resmi senette belirtilmesinde fayda vardır. 
TARAFLAR ARASINDA PROTOKOL BULUNMASI
Bazen vasiyetnameye uygun olarak taraflar vasiyetnamenin gizli kalmış konularının nasıl infaz edileceği hususunda bir protokol yaparak hakime ibraz edebilirler. Mahkemece bu protokol kabul görürse vasiyeti tenfiz kararında protokole atıf yapılır ve protokole göre vasiyetin tenfizine karar verilir. Bu halde vasiyetname ile beraber bu protokolünde mahkemece onaylı örneğinin tapu sicil müdürlüğünce taraflardan istenerek ona göre hareket olunması gerekir .
MİRAS SÖZLEŞMESİ İLE ATANMIŞ MİRASÇI VEYA VASİYET ALACAKLISI TAYİNİ
Miras sözleşmesi (miras mukavelesi), Medeni Kanunun 527, 545, 572 maddelerinde düzenlen­miştir. Miras sözleşmesi ile vasiyetnamede olduğu gibi atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı tayini mümkündür. Atanmış mirasçı tayini halinde tescil için atanmış mirasçılık belgesi aranır. Belirli bir mal vasiyetçisi (vasiyet alacaklısı) tayini halinde ise Tüzüğün 21/b. maddesine istinaden tenfiz kararı, tescil yazısı ve miras sözleşmesinin onaylı örneği aranmalıdır.
VASİYET EDİLEN TAŞINMAZ MALIN İPOTEKLİ OLMASI
Vasiyet edilen taşınmaz mal miras açıldığı zaman ipotekli ise, bu haliyle vasiyet alacaklısına verilir. Bu taktirde vasiyet alacaklısı, üçüncü şahsın borcu için ipotek yapmış kimse gibidir. Vasiyetnamede aksine hüküm bulunmadıkça (yani borcun ödenmesi vasiyet alacaklısına yükletilmemişse) vasiyet alacaklısı borçtan şahsen sorumlu değildir.
TESCİLİ MÜMKÜN OLMAYAN  UYGULANAMAYAN VASİYETNAMELER
Mahkemenin tenfiz kararına rağmen tapu müdürlüğünden kaynaklanmayan nedenlerle vasiyetnamenin uygulanması o an için mümkün görülemiyorsa, ilgili tapu kütük sayfalarının beyanlar hanesine vasiyetnamenin varlığı yönünde belirtme yapılarak ilgililere yazılı bilgi verilerek infazı için müdürlükçe nelerin arandığı belirtilir. Müdürlük işleminin hatalı olduğunun düşünülmesi halinde yazılı red kararı düzenlenemsi istenmeli ve bu husus dava konusu yapılmalıdır.
kaynak-Haritaforum.com

24 Ekim 2017 Salı

Nafaka hakkında genel bilgi


- Boşanma davası sırasında eşlerden birine geçinmesi amacıyla nafaka tayin edilebilir mi?

 Boşanma davası açılınca hâkim davanın devamı süresince geçerli olmak üzere kendiliğinden geçici tedbir nafakasına hükmedebilir. Tutukluluk, hükümlülük, askerlik ve özellikle işsizlik tedbir nafakası verilmesine engel değildir. İşsiz eşin başka bir geliri veya paraya çevrilebilecek malı veya serveti varsa tedbir nafakası vermekle yükümlü tutulabilir. Ekonomik güçleri birbirine yakın olan eşlerin geçici tedbir nafakası verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca tedbir nafakasına hükmedilirken tarafların kusuru ölçü olarak alınmaz. (Ancak Yargıtay’ın aksi yönde kararları da bulunmaktadır.) Ancak başkası ile yaşayan eşe tedbir nafakasının verilemeyeceği kabul edilmiştir.

-Geçici tedbir nafakasının miktarına nasıl karar verilir?

Öncelikle tarafların nafaka konusunda bir kabulleri olup olmadığı gözetilmelidir. Miktarın belirlenmesinde şüphesiz tarafların ekonomik ve sosyal durumları belirleyici olacaktır. Tarafların gelir durumları dikkate alınır. Eşin gelirinin az olması tedbir nafakası verilmesine engel değildir. Ancak düzenli ve yeterli geliri bulunmadığı anlaşılan eş geçici tedbir nafakası vermek zorunda değildir. Tarafların durumlarının değişmesi halinde hâkim geçici nafaka miktarının yeniden belirlenmesine veya kaldırılmasına karar verebilir. Nafakanın toptan veya irat biçiminde ödenmesine hükmedebilir. Nafaka Türk Lirası olmalıdır.

- Davanın devamı sırasında çocuklara ilişkin geçici tedbir kararı alınabilir mi?

Hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan özellikle çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden alır. Çocuklara karşı alınacak önlemler; çocuğun bir tarafın himayesine bırakılması, geçici kişisel ilişki kurulması, geçici tedbir nafakası verilmesi, çocuğun mallarına geçici önlem alınması ve çocuk kaçırma konusunda alınacak önlemlerdir. Çocuğa verilecek geçici tedbir nafakasına öğretide iştirak nafakası da denmektedir.

-Çocuğa verilecek iştirak nafakası hangi esaslara göre belirlenir?

Çocuğa verilecek nafaka miktarı belirlenirken çocuğun ihtiyaçları, gelirleri, tarafların ödemeyi kabul ettiği miktar, tarafların hayat koşulları ve ödeme güçleri göz önünde bulundurulur. Herhangi bir işi ve geliri olmayan davacı veya davalı yanında bulunan küçük yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir. Çocuğa iştirak nafakası tayin edilirken çocuk ile taraf arasında soy bağı ilişkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınmaktadır.


-Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesinin şartları nelerdir?

Yoksulluk nafakası isteyen ağır kusurlu olmamalıdır. Ancak kusursuz veya eşit kusurlu yoksulluk nafakası alabilir. Yoksulluk yükümlüsünün kusuru aranmaz. Fiilen evliymiş gibi bir başkasıyla yaşayanlar da nafaka alamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesinin diğer şartı nafaka verilmediği takdirde boşanma yüzünden talep eden tarafın yoksulluğa düşecek olması aranır. Ayrıca evlilik birliği boşanma ile sona ermelidir. Talepte bulunanın ihtiyacı, karşı tarafın ödeme gücü bulunmalıdır.

- Kimler yoksulluk nafakası alabilir?

Geliri yetersiz olanlar, işten iradesi dışında ayrılmış olanlar, ev kadınları, henüz maaşı bağlanmayanlar, yurt dışı geliri yetersiz olanlar, ailesi zengin ancak kendi geliri bulunmayanlar, geçici işte çalışanlar gibi bu nafakaya ihtiyacı olan kişiler yoksulluk nafakası alabilir.

-Yoksulluk nafakasını kural olarak alamayacak kişiler kimlerdir?

Yoksulluğu kaldıracak düzeyde geliri olanlar, dul aylığı olanlar, yeterli emekli aylığı olanlar, yeterli yaşlılık aylığı alanlar, yeterli kira geliri alanlar, sigortalı olanlar, işsizlik parası alanlar, mesleği olanlar, memurlar, yoksulluğu kaldıran malvarlığı olanlar, yoksulluğu kendisi yaratanlar, işten kendi isteğiyle ayrılanlar, sürekli kumar oynayanlar kural olarak yoksulluk nafakası alamaz.

- İştirak nafakası nedir?

Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra çocuk için verilen nafakaya iştirak nafakası denir.  Kanun koyucu iştirak nafakası ile çocuğun bakım ve eğitim giderlerinden söz etmektedir. Bu bakım giderlerinin içine yiyecek, giyecek- barınma, sağlık, dinlenme, ulaşım, harçlık giderleri girmektedir.

- İştirak nafakası sonradan arttırılabilir mi?


Aile mahkemesi hakimi çocuklara ilişkin önlemleri kapsayan boşanma hükmünün çocuklarla ilgili kısmını değişen şartlara uydurabileceğinden ancak koşulları varsa iştirak nafakasını arttırabilir. İştirak nafakasının arttırılmasında nafakanın belirlenmesinde etkili olan ana baba ve çocukların özelliklerine ilişkin ilkeler aynen geçerlidir. Daha önce açılan iştirak nafakası arttım davasının kesinleşmemiş olması yeni bir iştirak nafakası artırım davası açmaya engel değildir.

Boşanma davaları hakkında genel bilgi

-Boşanma davasında hâkim hangi usullere göre karar verir?

Boşanma davalarında hâkim vicdanen kanaat getirmelidir. Olgular hakkında taraflara yemin öneremez. Tarafların ikrarı hâkimi bağlamaz. Hâkim kanıtları serbestçe takdir eder. Boşanmanın feri sonuçlarına (maddi manevi tazminat, nafaka, velayet vs) ilişkin anlaşmaların hâkimce onaylanması gerekir. Hâkim gerekli görürse duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

 -Boşanma davası hangi mahkemede açılmalıdır?

Boşanma davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla davalara bakar. Görev konusu kamu düzenindendir. Dolayısıyla herkes tarafından hüküm verilinceye kadar yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukukta dava açıldıktan sonra o yere Aile Mahkemesi kurulduysa dosya aile mahkemesine devredilir.

-Boşanma davası neredeki Aile Mahkemesinde açılmalıdır?

Boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer aile mahkemesidir. Bu kural kamu düzenine ilişkin olmayıp, kesin yetki kuralı da değildir. Taraflara seçimlik yetki tanınmıştır ve davacı bu iki yerden dilediğinde dava açabilir. Dava açıldıktan sonra yerleşim yerinin değişmesi davanın açıldığı tarihte yetkili olan mahkemeyi yetkisiz duruma getirmez. Ayrıca çekişmeli boşanmada asıl davaya bakan mahkeme karşı davaya bakmakla da yetkilidir.

-Boşanma davasının açıldığı mahkemenin yetkisiz olduğu düşünülüyorsa ne yapılmalıdır?

Boşanma ve ayrılık davaları kesin yetkinin bulunmadığı davalardır. Bu durumda yetkiye yönelik itirazın cevap dilekçesinde ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gerekir. Aksi halde itiraz dinlenmez. Sözlü itiraz kabul edilmemiştir. Cevap süresi dolmamış olsa bile cevap dilekçesi verildikten sonra yetki itirazında bulunulamaz. Yetkili mahkemeyi seçme imkânı davacıya tanındığından davacı yetki itirazında bulunamaz. Yetki itirazında bulunan taraf seçtiği mahkemeyi bildirmelidir. Davalı süresi içinde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir.

-Boşanma davasını kimler açabilir?

Özel boşanma sebeplerinin bulunduğu hallerde kanunen boşanma sebebini gerçekleştirmeyen eş davayı açabilir. Genel boşanma sebeplerinin bulunması halindeyse daha az kusurlu, eşit kusurlu veya kusursuz eş davayı açabilir. Doktrinde tam kusurlu eşin de dava açabileceğini kabul eden görüşler de bulunmaktadır. Boşanma davası eşlerce veya vekil aracılığıyla açılabilir. Ancak üçüncü bir kişi veya idari bir makam dava açamaz.

-Boşanma davası sırasında eşlerden biri ölürse davaya nasıl devam edilir?

Boşanma ve ayrılık davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan kural olarak bizzat kullanılmalıdır. Ancak bazı şartlarla ölen eşin mirasçıları bu davaya devam edebilir. Öncelikle eşlerden biri ölmüş olmalı ve boşanma davası sürdürülebilir nitelikte olmalıdır. Yani ölen eşin kusurunun ispatlanma olanağı bulunmalıdır. Ayrıca hükmün boşanma bölümü kesinleşmemiş olmalı, ölümden sonra hâkim ölen eşin mirasçılarını belirlemiş olmalıdır. Hâkimin belirlediği bu mirasçılar da davaya devam ediyor olmalıdır.


-Boşanma davalarında avukatlık ücreti ne kadardır?

Avukatlar bulundukları ildeki baroya üye olarak örgütlenir. Baro avukatların hukuki danışmanlık hizmetine karşılık alacağı maddi karşılığı tavsiye niteliğinde ve asgari olarak belirler. Bu ücret müvekkil ile avukat arasında davanın zahmetine, uzunluğuna, avukatın uzmanlığına gibi farklı etmenlerle çok farklı şekilde kararlaştırılabilir. İstanbul Barosu tarafından kararlaştırılan ücretlere İstanbul Barosunun web adresinden ulaşabilirsiniz.

- Avukata başvuracak maddi gücü bulunmayan kimseler için bir imkân bulunmakta mıdır?

İstanbul Barosu avukat ile temsil gücü bulunmayıp hukuki yardıma ihtiyacı olan kişilere avukat tayin etmektedir. Bunun için kişinin adli yardım bürosuna müracaat edip ödeme gücünü bulunmadığını ispat etmesi gerekir. Adli yardımdan yararlanmak isteyen kişiler, muhtardan alınacak fakirlik belgesi, ikametgâh belgesi, nüfus cüzdanı fotokopisi ve dava için gerekli belgelerin fotokopisiyle adli yardım bürolarına başvurmalıdır. Adli yardım büroları; Çağlayan, Bakırköy, Gaziosmanpaşa, Kadıköy, Kartal, Büyükçekmece, Ümraniye şubeleriyle hizmet sunmaktadır. Aile içi şiddete uğrayan ve maddi durumu olmayan kişiler evrakları olmaksızın da kabul edilmekte ve avukata veya gerekiyorsa sığınma evlerine yönlendirilmektedir.

-Yabancı mahkemelerde verilen boşanma kararı Türkiye’de geçerli midir?

Yabancı bir ülkede alınan boşanma kararın Türkiye’de kesin hüküm gücünün bulunması tanıma davası,  icra olunması içinse tenfiz davası açılması gerekir. Bu iki dava tanıma tenfiz olarak aynı anda davalının ikametgâhı aile mahkemesine açılmaktadır. Davalının İkametgâhı yoksa sakini olduğu yerin mahkemesinde, bu da yoksa Ankara, İstanbul, İzmir Mahkemelerinde dava açılabilir. Eşler yabancı ülkede evlendikten sonra Türkiye’de tanıma tenfiz davası açmazsa, Türkiye’de hala evli gözükür ve yeniden evlenmek istediklerinde mevcut evlilik evlenme engeline takılacaklar ve yeniden evlenemeyeceklerdir.

-Tanıma Tenfiz Davası için gerekli belgeler nelerdir?

 Tenfiz dilekçesine eklenmesi zorunlu bazı belgeler bulunmaktadır. Bunlar; Yurt dışı mahkemesi tarafından verilen boşanma kararının aslı + Apostille şerhi, boşanma kararının kesinleşmiş olması, bu metinlerin yeminli tercümanca Türkçeye tercüme edilmiş olması, Türkçe tercüme sonrası Noter veya Konsoloslukça tasdik edilmesi, pasaport ve nüfuz cüzdanı fotokopisi, ayrıca Türkiye’de avukata verilecek noter tasdikli veya konsolosluktan resimli alınan boşanma vekâletnamesidir.

- Özel boşanma sebepleri nelerdir?

Özel boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nda beş maddede düzenlenmiştir. Buna göre; zina, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı muamele, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı özel boşanma sebepleridir. Kanun koyucu önceden belirlediği bir olayı boşanma nedeni olarak kabul etmektedir.

- Genel Boşanma nedenleri nelerdir?

Özel boşanma nedenleri belli bir olguyu gösterir ve boşanma için yeterlidir. Bunun yanında kanun koyucu ayrıntıları kanunda gösterilmeyen birçok durumdan dolayı da boşanma kararı verebilme olanağı vermiştir. Buna göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması, anlaşmalı boşanma ve eylemli terk nedeniyle boşanma genel boşanma sebeplerindendir.

-Zina nedeniyle boşanma şartları nelerdir?

Zina olayının kanıtlanmasının varlığı durumunda kadın veya erkek kusursuz eşin açmış olduğu davada olayın evlilik birliğine etkisine bakılmaksızın boşanma kararı verilmektedir. Zina aynı zamanda mutlak boşanma nedeni olup, evlilik birliğine yapılan en büyük sadakatsizlik ve hakaret olarak kabul edilmektedir. Zina evli bir şahsın eşinden başkasıyla cinsi ilişkide bulunması olarak tanımlanır. Dolayısıyla öncelikle hukuken geçerli bir evlilik bulunmalıdır. Ayrılık kararı bulunsa da uygulanır. İkinci olarak eşinden başka karşı cinsten biriyle cinsel ilişki kurulmalıdır. Zina için bir seferlik bir ilişki yeterlidir. Son olarak zina eylemi bilerek gerçekleştirilmeli yani taraf kusurlu olmalıdır.

-Zina hangi durumlarda uygulanmaz?

Yok evliliklerde, nişanlılıkta zina uygulanmaz. Ayrıca hayvanla cinsel ilişki, yapay döllenme, âşıkane hareketler (okşama, öpüşme vs), bakım amaçlı kalma zina sayılmamaktadır. Aynı cinsle ilişki kabul gören baskın görüşe göre zina sayılmamaktadır. Ancak kanaatimizce eşinden başka biriyle cinsel ilişki zina sayıldığından 3. Kişinin cinsiyeti durumu değiştirmemelidir. Zina tecavüze uğramada, ağır uykuda, hipnotize uğramada, kendini bilmeyecek derece sarhoşlukta, ciddi tehdit halinde de uygulanmaz.

- Zina nasıl ispat edilir?

Her türlü delille iptal edilebilir. İspat yükü davacıdadır. İspat araçları; kocasından gebe imkânı bulunmayan kadının gebe kalması, zührevi hastalıklara yakalanması, zinayı kanıtlayıcı fotoğraflar, düğün yapmak, mektup-ses kaydı-telefon kaydı vb iletişime ilişkin belge ve kayıtlar, tanık beyanları, otel kayıtları ispat aracı olarak kullanılabilir. Ancak ikrar ve yemin boşanmada delil olarak kullanılamaz.

- Zinada hak düşürücü süre ve af ne ifade etmektedir?

Zina sebebiyle boşanma davasında dava hakkı olan kadın veya koca, zinayı öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkını kaybeder. Hâkim tarafından hak düşürücü süreler resen dikkate alınır. Bu süre devam eden zinada son ilişkiden itibaren başlar. Dava hakkı hak düşürücü süre dışında af ile de düşer. Af sözlü-yazılı-örtülü-zimmî yapılabilir. Affın gerçek iradeyle yapılması gerekir.

- Davacı davasını hem zina gibi özel boşanma nedenine hem de evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebine bağlı olarak açabilir mi?

Öncelikle özel boşanma nedenlerinin varlığı halinde eşler mutlaka özel nedenlere bağlı olarak boşanma davası açmak zorunda değildir. Ancak davacı, davasını münhasıran zina gibi özel boşanma sebebiyle boşanma davası olarak açtıysa hâkim genel nedene göre boşanma kararı veremez. Hâkim tarafların talep-sonuçları ile bağlıdır. Ayrıca özel boşanma nedeni bulunmasına rağmen diğer eş sadece evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak dava açtıysa hâkim zina gibi özel nedenle boşanma kararı veremez. Ancak aynı dava içerisinde iki sebeple de dava açılabilir. Bu durumda hâkim iki durumu da ayrıca değerlendirir. Örneğin zinayı kabul etmeyip davayı ret edemez, genel sebebi de araştırmalıdır. İki talep hakkında da ayrıca hüküm kurmalıdır.

-Hayata kast nedeniyle boşanma nedeninin şartları nelerdir?

Hayata kast mutlak boşanma nedenlerindendir. Ayrıca ortak hayatın çekilmez hale gelmesi şartı aranmaz. Çünkü kişiden müstakbel katili ile aynı evde oturması beklenemez. Bu eşin diğerini öldürmek amacıyla yaptığı eylemlerdir. Ani veya planlı olması eylemi değiştirmez. İntihara teşvik etmek de hayata kast anlamına gelir. Ayrıca mutlaka öldürmeye elverişli araçların kullanılması zorunlu değildir. Elverişli olmasa da öldürme amacı yeterlidir. Eşin ölüm tehlikesine seyirci kalınması da hayata kast kapsamındadır. Ancak öldürme tehdidi, öldürme amacı bulunmayan hareketler, eşin yakınlarına yönelik eylemler hayata kast kapsamına girmez.

- Hayata kast nedeniyle boşanmada hak düşürücü süre ve af ne anlama gelir?

Dava hakkı olan eş, eylem üzerinden 6 ay ve herhalde 5 yıl da düşer. Bu hak düşürücü süreler yanında af halinde de dava hakkı düşmektedir. Af açık-örtülü-yazılı-sözlü yapılabilir. Kişi bizzat kendisi serbest iradesiyle affetmiş olmalıdır. Kişinin ceza kovuşturması sırasında şikâyetinden vazgeçmesi hayata kast nedeniyle boşanma davası hakkını ortadan kaldırmaz.

- Her kötü davranış pek fena muamele sayılır mı?

Pek kötü muamele özel ve mutlak boşanma sebeplerindendir. Kötü muamelenin maddi şekilde gerçekleşmesi gerekir. Bu zulüm, işkence, eziyet, dövmek, aşırı derecede cinsel ilişkide bulunmak veya anormal cinsel ilişkiye zorlamak gibi vücut bütünlüğüne yönelik saldırılarla gerçekleşebileceği gibi aç bırakmak, mahzene kapatmak, hastalık aşılamak veya hapsetmek gibi sağlığa yönelik saldırı şeklinde de gerçekleşebilir. Bu davranışların zulüm ve işkence boyutunda olması gerekir. Yargıtay bir kere dahi acımasızca dövmenin kötü muamele olduğu kanaatindedir. Hak düşürücü süre ve af konusunda hayata kast nedeniyle boşanmada bahsedilen kurallar geçerlidir.

-Hâkim bir davranışın ‘Pek Kötü’ olduğuna nasıl karar verir?

Aile Mahkemesi hâkimi davacı ve davalının; karakterlerini, kültür düzeylerini, sosyal niteliklerini, eğitim durumlarını, yaşadıkları çevrenin yargı ve geleneklerini, yöresel davranış ve yaşam biçimlerini dikkate alarak davranışın pek kötü niteliğini belirlemektedir.

- Onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmanın şartları nelerdir?

Onur kırıcı davranış yazılı veya sözlü olarak ya da telefon gibi herhangi bir araçla gerçekleştirilebilir. Örneğin eşine sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini gerçeğe aykırı olarak tekrarlamak, ulu orta ‘şerefsiz’ diye hakaret etmek onur kırıcıdır. Onur kırıcı davranışın boşanma nedeni olabilmesi için belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Yargıtay da namus ve şerefe yönelik özel bir ağırlığı ve niteliği olan hakarete ilişkin eylemleri onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma sebebi olarak kabul etmekte, bu ağırlığa ulaşmayan hareketleri ise tepki niteliğinde sayılan hareket olarak nitelendirmektedir. Hâkim pek kötü davranışı belirlerken kullandığı 41. Sorudaki koşulları davranışın onur kırıcı niteliğinde de kullanır.  Onur kırıcı davranışın ayrıca evlilik birliğini çekilmez hale getirmesi aranmaz.  Pek kötü davranıştaki 6 ay ve 5 yıllık zamanaşımı süreleri ve af burada da dava hakkını ortadan kaldırmaktadır.

- Eşlerden birinin suç işlemesi halinde boşanma kararı verilebilir mi?

Suç işleme nispi ve özel boşanma nedenlerinden biridir. Ancak bunun için işlenen suçun küçük düşürücü nitelikte olması ve bu durumunda suç işleyen eşle birlikte yaşamanın diğer eşten beklememesi gerekir. Hangi suçların yüz kızartıcı nitelik taşıdığı her olayda toplumdaki anlayışa göre ayrıca değerlendirilir. Ancak Anayasa’da yüz kızartıcı suç olarak tanımlanan bazı suçlarda hâkim değerlendirmesine gerek olmadan yüz kızartıcılık niteliği bulunmaktadır. Bu suçlar, rüşvet, zimmet, irtikâp, uyuşturucu ticareti, hırsızlık, dolandırıcılık, parada sahtecili, kasten adam öldürme gibi suçlardır. Bu suçların boşanma nedeni olabilmesi için evlendikten sonra işlenmesi gerekir. Kusurlu olarak suç işleyen eşin bu hareketi evlilik birliğinin devamını diğer eş katlanılamaz hale getirmelidir. Bu boşanma nedenine dayalı olarak boşanma davası açabilmek için hak düşürücü sınırı bulunmamaktadır, dürüstlük kuralına uygun olarak her zaman dava açılabilir. Yargıtay suçun öğrenilmesinden yıllar sonra dava açılmasını hakkın kötüye kullanımı olarak görmektedir. Aile mahkemesi karar verirken ceza soruşturmasının sonucunu beklemeli ve delillerle değerlendirerek karar vermelidir.

- Eşlerden birinin haysiyetsiz hayat sürmesi boşanma nedeni midir?

Haysiyetsiz hayat sürme özel ve nispi boşanma nedenlerinden biridir. Haysiyetsiz hayat toplumdaki anlayışa göre belli bir süreden beri devamlı olarak namus, şeref ve haysiyet kavramlarıyla bağdaşmayacak şekilde yaşamaktır. Bu boşanma nedenine dayanabilmek için kişi evlendikten sonra, bilerek isteyerek, sürekli olarak (yaşam biçimi halinde)  haysiyetsiz kabul edilen hayat sürdürülmeli ve bu nedenle ortak hayat çekilmez hale gelmelidir. Örneğin evlendikten sonra eşin bir başkasıyla bir müddet evlilik dışı birlikte yaşaması haysiyetsiz hayat sürmeye örnektir. Yargıtay birden çok kişi ile görüşmenin şart olmadığı görüşündedir. Yargıtay’a göre eşin eylemlerinin; onur kırıcı, görenler üzerinde olumsuz etki yaratacak ve herkes tarafından hoş karşılanmayacak nitelikte olması boşanma kararı için yeterlidir. Randevu evi işletmek, ayyaşlık, kumarbazlık, homoseksüellik, uyuşturucu bağımlısı olmak ve gönül tellallığı halinde kişinin haysiyetsiz hayat sürdüğüne karar verilmiştir. Haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle açılan boşanma davasında hak düşürücü süre veya af yoktur. Dürüstlük kuralı çerçevesinde her zaman bu nedene dayanılabilir. Ancak uygulamada uzun yıllar sonra açılan davalar çekilmezlik şartını ortadan kaldırdığından ret edilmektedir.

-Eşini terk eden tarafa boşanma davası açılabilir mi?

Terk, özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biridir. Ayrıca bu nedenle ortak hayatın çekilmezliği aranmaz. Terk nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için; eşlerden biri ortak hayattan ayrılmış olmalıdır. Eşte terk ederken ortak yaşama son verme kastı bulunmalıdır. Eşin oluşturduğu fiili ayrılık hukuka aykırı olmalı, hukuken geçerli bir ayrılık kararına dayanmamalıdır. Davet edilen konut hazırlanmış olmalıdır. Aile mahkemesi ihtar çekmiş olmalı ve ihtar sonuç doğurmalıdır. Son olarak yargılama usule uygun yapılmış olmalıdır. Söz konusu ayrılığın en az 6 ay sürmesi ve istem üzerine hâkimce yapılan ihtarın sonuçsuz kalması gerekir. Terk konusunda önemli olan bir diğer husus hem evlilik birliğinin temelden sarsılması nedenine hem de terke dayalı olarak birlikte dava açılamayacağıdır. Genel ya da özel nedenden birinin seçilmesi gerekir.

- Her zaman giden terk eden midir?

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek için iradi olarak ve haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmediğinde,  ayrılık en az 6 ay sürmüş, hâkim ihtarı sonuçsuz kalmışsa gider terk edendir ve terk edilen eş boşanma davası açabilir. Terk nedeniyle boşanma davasını terk eden eş açamaz. Bunun yanında gider her zaman terk eden değildir. Diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Bu eş esasen ortak konutta oturmakta, diğer eşi farklı sebeplerle konuta almamaktadır. Ortak konutu terk etmeye zorlayan, eşi konuttan kovan eş terk nedeniyle boşanma davası açamaz. İşte esasen konutta oturup diğer eşi konuta gelmemeye mecbur bırakma durumunda yapıntı terk’ten bahsedilmektedir. Bu durumda yapıntı terke maruz bırakılan eş dava açabilir.

- Hangi hallerde terkten söz edilemez?

Askerlik, cezaevinde bulunma, hastalık, öğrenim, memuriyet gereği, esirlik, iş seyahati nedenleriyle ayrı yaşama terk sayılmaz.

- Eşler hangi durumlarda ayrı yaşama hakkına sahiptir?

Eşlerden biri, diğerinin canına kast ettiyse, diğerine zührevi hastalık aşıladıysa, diğerini dostuyla birlikte yaşamaya zorladıysa, hasta çocuğuna refakatçi kalıyorsa gibi nedenlerle yaşamaya ara verilmesi haklı bir nedene dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ev eşlerin yönetimine ilişkin önlemleri alır. Bu nedenlerle ortak konuttan ayrılmış eşin eylemi terk sayılmaz.

- Eşlerden birinin akıl hastalığı boşanma nedeni yapılabilir mi?

Akıl hastalığı da özel boşanma nedenlerinden biridir. Akıl hastalığı dışındaki hiçbir hastalık özel boşanma nedeni sayılmamıştır. Akıl hastalığı evlilik öncesi başlamış olabilir. Bu durumda akıl hastaları ancak, evlenmelerinde tıbbi bir sakınca bulunmadığını resmi sağlık kurulu raporuyla belgelerse evlenebilir. Evlenmeye engel olacak derece akıl hastalığı varsa evlenme mutlak butlanla batıldır. Ve sağlıklı eş açacağı dava ile hâkim kararıyla evlilik sona erer. Mutlak butlan durumunda davacı eş mutlak butlan davası açabileceği gibi boşanma davası da açabilir. Eşin açacağı boşanma davası, savcı ve ilgililerin mutlak butlan dava hakkını etkilemez. Akıl hastalığı evlilikten sonra başladıysa diğer eşin yalnızca boşanma davası açma hakkı bulunur. Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında bu hastalığın ortak yaşamı çekilmez hale getirmesi koşulu aranmaktadır. Bu çekilmezlik her türlü delille kanıtlanabilir. Dava herhangi bir süre sınırlamasına tabi olmaksızın her zaman açılabilir.

-Hangi tür akıl hastalarına karşı bu durumu boşanma nedeni yapılabilir?

Sadece iyileşmesi olanaksız bulunan akıl hastalarına karşı bu nedenle dava açılabilir. Akıl hastalığı iyileşebilir cinstense hastalık kaç yıl sürmüş olursa olsun başkaca bir kanıt toplanmadan dava derhal ret edilmelidir. Akıl hastalığının iyileşmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit ettirilmelidir. Bu sağlık kurulu konu ile ilgili uzmanları bünyesinde barındırıyor olmalı ve rapor alınması konusundaki masrafları davacı karşılamalıdır. Kurul raporunda akıl hastalığının geçmesi olanağının bulunmadığı açıkça belirtilmelidir.

- Akıl hastası eş davada nasıl taraf olabilir?

Akıl hastalığı sebebiyle açılacak davalarda husumetin doğrudan doğruya akıl hastasına yöneltilmesi gerekir. Ancak davalının akıl hastası olduğu iddia edildiğinden dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olduğu için hâkim bu durumu kendiliğinden göz önünde bulundurarak, davalının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği konusunda vesayet makamına müracaat ederek sonucu beklemelidir. Aile mahkemesi hâkimi vesayet makamına yazı yazmak yerine kendisi vasi atamaya karar verirse, karar temyiz edilmişse bozulacaktır.

- Akıl hastası eş aleyhine tazminat talep edilebilir mi?

Akıl hastalığı nedeniyle açılan boşanma davasında TMK 174/1-2 maddesi gereği tazminat sorumluluğu için kusurlu olmak şart kılınmıştır. Davalı eş akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücüne sahip olmadığına göre fiillerinden hukuken sorumlu tutulması mümkün bulunmadığından maddi ve manevi tazminat ile sorumlu tutulamaz.

-Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ne demektir?

Evlilik birliğinin temelden sarsılması ve ortak hayatın çekilmez hale gelmesi genel boşanma nedenlerinden biridir. Evlilik birliğini hangi olayların temelden sarsacağını önceden tek tek saymak mümkün değildir. Her somut olayda taraflarca gerçekleştirilen fiillerle birlikte evliliğin temelinden sarsıldığına karar verilebilir. Ancak evliliğin temelinden sarsılması boşanma kararı vermek için yeterli değildir, ayrıca çekilmezlik koşulunun sağlanması gerekir. Çekilmezlik koşulunun gerçekleşebilmesi için o eylemin davacıda evlilik ruhunu söndürmüş ve onu evlilikten nefret eder hale getirmiş olması gereklidir.

- Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasını hangi eş açabilir?

Eşlerden her ikisi de kusurlu olsa veya her ikisinin de kusuru bulunmasa bile boşanma davası açılabilir. Çünkü burada kusur değil evlilik birliğinin onarılamaz biçimde sarsılması temel alınır. Dolayısıyla kusurlu tarafa da dava açma hakkı tanınmıştır. Ancak Yargıtay bu durumu tam kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçimde yorumlamamaktadır. Yargıtay’a göre tam kusurlu eşin, kusursuz eşe karşı dava açma imkânı bulunmamaktadır. Ancak eşit kusurlu veya az da olsa kusurlu davalıya karşı boşanma davası açılabilecektir.

- Evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan davranışlar nelerdir?

Bu davranışlar Yargıtay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Buna göre duygusal, sosyal, ekonomik, cinsel, görsel veya fiziksel şiddet evlilik birliğini temelinden sarsmaktadır.

- Boşanmaya neden olan duygusal şiddet nasıl gerçekleşmektedir?

Küçültücü davranmak, kilosuyla-organlarıyla-görüntüsüyle alay etmek, ekonomik-fiziksel-cinsel aşağılamalarda bulunmak, tükürmek, küçümsemek, başkalarıyla kıyaslamak, sırları açıklamak, dedikodu çıkarmak, iftira etmek, beğenmemek, kendisine yakışmadığını söylemek, suçlayıcı davranmak, hakaret etmek, eşini sevmediğini söylemek, zorla evlendirildiğini söylemek, soğuduğunu söylemek, istemediğini söylemek, aşırı kıskançlık, başkalarıyla görüştürmemek, tehdit etmek, kovmak, çeşitli nedenlerle baskı yapmak, korkutmak, hürriyetinden yoksun bırakmak, evle ilgilenmemek, tedaviyle ilgilenmemek, dışlamak gibi Yargıtay kararlarında yer alan ve sayısı sınırlı olmayan duygusal şiddet maalesef uygulanmakta ancak boşanma nedeni sayılmaktadır.

- Ekonomik yönden nasıl şiddet uygulanır?

Borçlarını ödememek, aşırı borçlanmak, hacze sebep olmak, alacaklıların rahatsız etmesine sebep olmak, kumar oynamak, aşırı derece şans oyunu oynamak, eşinden habersiz parasını almak, eşini borçlanmaya zorlamak, eşinin kredi kartını izinsiz kullanmak, çalışmamak, çalıştırmamak, zorla çalıştırmak, eve bakmamak, evin eşyalarını satmak, aşırı tasarrufta bulunmak vb. birçok durum ekonomik şiddete örnektir ve boşanma nedenidir.

- Cinsel şiddet nasıl uygulanmaktadır?

Hiç cinsel ilişki kurmamak, cinsel ilişkiden kaçınmak, doğal olmayan yoldan cinsel ilişkiye zorlamak, istenmeyen şekilde ilişki kurmak, istek dışı cinsel ilişki kurmak, başkalarına cinsel açıklamalarda bulunmak, eşini satacağını söylemek, cinsel sapkınlıkta ve tacizde bulunmak, cinsel içerikli uygunsuz internet sitelerine girmek, cinsel içerikli uygunsuz söyler söylemek, cinsel güveni sarsıcı davranışlarda bulunmak, başkasıyla yaşamak, eve başkasını almak, sadakatsizliğini açıklamak, eşini pazarlamaya çalışmak vb. birçok durum cinsel şiddete örnektir ve boşanma nedenidir.

- Fiziksel şiddet nasıl gerçekleşmektedir?

Eşini dövmek (koruma kararı, tanık beyanları, darp raporları, fiziksel belirtiler ispatta kullanılabilir), çocukları dövmek, dövülmeye sessiz kalmak, yaralamak, bir şeyler fırlatmak, ısırmak, itmek, tekmelemek, saçını çekmek, koparmak, üzerine yürümek, eve kilitlemek, eşyalarına zarar vermek, şiddete kalkışmak vb. birçok durum fiziksel şiddete örnektir. Fiziksel şiddet diğer şiddet türleri içerisinde fizyolojik ve psikolojik olarak en büyük etkilere sahip şiddet türüdür. Bir kere gerçekleştikten sonra bunun son olmadığını her zaman bilmeli ve adli mercilere başvurmalısınız.

- Sosyal şiddet nasıl gerçekleşir?

Giyim konusunda baskıda bulunmak, olağan giyimine karışmak, eşinin giyimine ailesinin müdahalesine seyirci kalmak, eşinin rızası dışımda çağdaş kıyafetlere aykırı davranmak, sürekli içki kullanmak, uyuşturucu kullanmak, aykırı hobilere sahip olmak, hobilere aşırı düşkün olmak, çocuğu habersiz sünnet etmek, düğün töreni aşamasında sorunlar çıkartmak, konuklara iyi konukseverlik göstermemek, muska, büyü ve fal işleriyle uğraşmak, imam nikâhlı yaşamak, tarikata girme için baskı yapmak, eşin eğitim görmesini engellemek vb. birçok neden sosyal şiddete örnektir.

- Görsel şiddet ne demektir?

Telefonla tehdit, telefonla hakaret, telefonla sarkıntılık, davacının yakınlarıyla görüşmesini engellemek için telefonuna şifre koymak, yatak odası görüntülerini paylaşmaya çalışmak, günlük ve mektup içerisinde aykırı sözlerde bulunmak, aykırı davranışların bulunduğu fotoğraflar çektirmek, internet ortamında hakaret tehdit vb. birçok durum görsel şiddete örnektir ve boşanma nedenidir.

- Evlilik birliğinin sarsılmasına neden olmayan davranışlar nelerdir?

İstemeyerek çocuğun ölümüne neden olmak, yaş farkı bulunması, cinsel saldırıya uğramak, salt fiili ayrılığın bulunması, hastalıklı olmak, ağız ve vücut kokusu, yatağını ıslatmak, sedef hastalığı, bedensel farklılıkları bulunmak (aşırı et beni bulunması gibi), çocuğu olmamak, bedensel özürlü olmak, yasal haklarını kullanmak (savcılığa şikâyet gibi), koruma tedbiri istemek, sulh girişimini ret etmek, dil-ırk-renk-siyasi düşünce- din ayrılığının bulunması gibi nedenler tek başına boşanma nedeni sayılmaz. Ancak bu nedenle evlilik birliğinin devamı taraflar için çekilmez hale gelmiş ve buna hâkim vicdani kanaat getirmişse boşanma kararı verilebilir.

-Yukarıda bahsedilen fiiller gerçekleştikten sonra eşini affeden taraf bu fiilleri boşanma nedeni yapabilir mi?

Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davasında af niteliğindeki davranışlar gerçekleşmişse evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davasının reddi gerekir. Yani affeden taraf affettiği durumu boşanma davasında neden olarak kullanamaz.

- Hangi davranışlar af niteliğindedir?

Eşlerin barışması, barışma girişiminde bulunması, önceki olayları affetmek (feragat ile veya ihtarname çekmek suretiyle), hoşgörü ile karşılamak, olaylar sonra birlikte olmak, birlikte tatile gitmek, birlikte yaşamak, affa ilişkin beyanda bulunmak, boşanmaya dair açılan hukuki süreci sonlandırmak, ceza davasından vazgeçmek, hediye vermek, bağış yapmak, evlilik birliğini olaylara rağmen sürdürmek gibi af iradesini ortaya koyan davranışlar af niteliğindedir.

- Evlilik öncesinde yaşanan olaylar boşanma davasına konu olabilir mi?

Eşler arasında evlilik birliği evlenmeyle kurulmuş olur. Evliliğin genel hükümlerinin eşlere sağladığı hak ve yükümlülükler, evlenmeyle oluşur. Bu sebeple evlenmeden önceki olaylar evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasında hükme esas alınmaz. Evlenmeden önceki olaylar koşulları varsa başka davanın konusunu oluşturabilir. Evlenmeden sonraki olayların ise ancak boşanma davasının açıldığı tarihe kadar olan bölümü evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma davasına konu olabilir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010 sonrası dönemde boşanma davası açıldıktan sonra oluşan olayların boşanma hükmüne esas alınabileceği görüşünü benimsemiştir.

- Üzerinden uzun süre geçmiş olaylar genel nedene dayalı olarak açılan boşanma davasına konu olabilir mi?

Evlenmeden sonra ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasından önceki olayların üzerinden uzun bir süre geçmişse evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davaları ret edilmektedir. Geçen sürenin hesaplanmasında dürüstlük kuralı göz önünde bulundurulur. Çok uzun süre geçmesi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmektedir. Aynı şekilde yaşanan olaylardan sonra evlilik birliği sürdürülmüşse boşanma davası ret edilmektedir.


KARŞILIKSIZ ÇEK ŞİKAYETİ HAKKINDA GENEL BİLGİ

 Çek Kanunun 5. maddesi gereğince karşılıksız çek suçundan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347....